2 Şubat 2014

Damlaların Dansı

Benim kuzum çok büyüdü, 4,5 yaşında oldu ve artık anaokuluna gidiyor. Anaokuluna  gitmeye başladığından beri, gördüğüm değişiklikler kelimelerle anlatılacak gibi değil. Öğrendikleri, düşündükleri, davranışları ve konuşmaları beni o kadar şaşırtıyor ki, adeta söyleyecek söz bulamıyorum. Okulda öğrendikleri hakkında konuşmayı çok fazla seven bir çocuk değil aslında. Zira zaman zaman öğrendiklerini anlatabiliyor.  Ancak o zaman öğreniyorum, aslında neler neler öğrendiğini.

Geçen hafta,  Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde oynanan, “Damlaların Dansı” adlı tiyatro temsiline götürdüm onu. Tiyatro izlemeye alışık. Hem okulda izliyor, hem de biz sık sık götürüyoruz onu tiyatroya. Temsilin başlamasına 15 dakika önce salondaydık. Bekleme salonunda beklerken bana,  Sebastian Bach’ın orada olup olmadığını ve orada opera izleyip izleyemeyeceğini sordu.  Çünkü okulda öğreniyor, bestecileri, operayı. Hatta gün içinde yaptıklarını getiriyor eve. Her seferinde bir bestecinin resmini boyamış. Sebastian Bach, Vivaldi, boyadığı resimleri arasında. İşte orada öğreniyor, kim kimdir?
Temsil yaklaşık 40 dakika sürdü ve benim kuzu hiç kıpırdamadan izledi. Alkışlanacak sahnelerde  alkışladı. Temsil boyunca hiç konuşmadı ve ancak bittikten sonra, temsil ile ilgili yorum yaptı.  Yorumu temsilde yaşananlar ile ilgili idi. Kocaman bir insan gibi temsilin özetini çıkardı bana. 
Tabi, onunla ilgili buna benzer çok gelişmeler oluyor hep ve bizim çok hoşumuza gidiyor. Daha şimdiden tiyatro izliyor, klasik konser dinliyor, opera nedir, onu biliyor. Daha bunun gibi çok örnek verebilirim. Gittiği okul Bilfen. Bilfen’de okumanın ayrıcalıklarını, olanaklarını, fırsatlarını, eğitimini, kurallarını anlatmak zor, yaşamak ve içinde olmak gerek. Benim kuzu daha 4,5 yaşında olmasına rağmen  harfleri biliyor, sayıları biliyor, daha da önemlisi, İngilizce konuşuyor. Bütün bunlar bizim için, en önemlisi, onun için paha biçilmez değerler.  Bu duruma çok seviniyorum tabi.
                               
                                                                                                     Doğu'da bir okul
Ancak,  Türkiye’nin en önemli şehirlerinden , İstanbul’un göbeğinde devlet okullarında verilen eğitimi  düşündüğümde çok üzülüyorum.  Kısa bir zaman önce bir vesile ile Esenyurt’ta bir İlköğretim okuluna gitmiştim. Okulda müdür’ün 3000 öğrenciye eğitim vermeye çalıştığını ve anlattıklarını dinleyince ne söyleyeceğimi bilemedim.  Bütün olanaksızlıklara rağmen, yinede müdür, öğrenci ve öğrenci velileri ile tek tek ilgilenmeye çalışıyor. Bütün bu olanaksızlıklar içinde, en iyiye ulaşabilmek için gerçekten çok idealist biri olmak gerek. Yoksa işi çok zor.   Destek yok, para yok.
Teneffüs zili çaldığında, okulda yürümek imkansız. Öğrencilerin  çoğu tekme tokat, etrafta sürekli öğrencileri uyaran öğretmenler, öğretmenleri tehdit eden öğrenciler, giremeyeceğiniz kadar pis lavabolar, daha ne söyleyeyim. Düşünün 3000 öğrenci, kim olursanız olun, bu kadar öğrenci ye,  gereken eğitim ve hizmeti vermek, okulun temiz kalmasını sağlamak, yapması imkansız.
Çocuklarını sadece dünyaya getiren anne ve babalar söz konusu.  Sonrası hiç önemli değil, bırak git kafası. Bu çocuk okulda ne yapar, hangi sınıfta, kaça gidiyor, haberleri yok. Öğretmen okuldan çıkarken başına ne gelecek bilmiyor. Anlatacak o kadar çok şey var ki! Benim gördüğüm bir, okul.  Üstelik İstanbul’un göbeği, bu ülkenin bir de doğusu ve orada yaşamanın zorlukları var, varın siz gerisini düşünün.
Uzun lafın kısası, bu çocukları doğurup neden sokağa atar gibi bırakıyorlar?, bu anne ve  babalar nasıl insanlar? Devlet ne zaman bu olanakları değiştirecek, düzeltecek?, bu çocukların Engindeniz gibi okuma hakları yok mu? Bu çocukların suçu ne? Onların bir birey gibi, daha da önemlisi insan gibi yaşamaya hakları yok mu?
Nerede çocuk hakları? Nerede insan hakları? Nerede olması gereken ama olmayan eğitim? Nerede devlet? Nerede sistem?
Bu ülkede paran yoksa, ne okuyabilir, ne de yaşayabilirsin…
Bu noktaya nereden geldin diyebilirsiniz belki ama aradaki uçurumu anlatmak istediğim için yazdım bu kadar. Şimdi;
Bizler neden anne baba olarak üzerimize düşenleri yapmıyoruz? Evlatlarımızın sorumluluklarını onlara neden öğretmiyoruz?  Bir anne, baba için evlattan daha kıymetli ne olabilir? Haklarına sahip çıkan, sorumluluk sahibi, iyi insan olmanın inceliklerini öğretmek bu kadar mı zor?

BİZ NEREDEYİZ? YAPABİLECEĞİMİZ HİÇ Mİ BİR ŞEY YOK?
Yorum sizin…