5 Nisan 2013

Selimiye 1997…






Anlatılmaz yaşanır… Denizi, denizdeki taşı, berraklığı, gökyüzü, orada gökyüzü bile bir başka. Gece şezlonga uzandığınızda sayamayacağınız kadar yıldız görürsünüz. (böyle söylüyorum çünkü Marmara Ereğlisi Kamaradere’deki yazlığımızda geceleri rahatça sayabileceğiniz kadar az yıldız var gökyüzünde). Hele köyün içi, restaurantları, şirin cafeleri, ufacık yat limanı. Selimiye için söylenecek daha çok şey var aslında, fakat ne söylesem ne yazsam orayı anlatmak zor. Yakın zamana kadar çok fazla bilinmeyen ama son birkaç yıldır çok bilinen ve gidilen bir tatil beldesi. Son yıllarda çok kalabalık olmaya başladı, tabi eski yüzünü de kaybetmeye başladı. Her geçen gün eski sadeliğini kaybediyor.
Selimiye’nin eşim ve benim için ayrı bir önemi ve yeri var. Tabi bununda bir hikayesi. 1997 yılında Marmaris’te uzun yıllardır yaşayan arkadaşlarımızın yanına tatil için gitmiştik. Arabayla gittiğimiz için çok yerini gezme fırsatı bulduk. Arkadaşlarımızla, bir hafta sonu, tekne ile açılmak üzere Bozburun’a gittik. Şahane bir tekne gezisi yaptık ve anlatılamayacak kadar güzel koylarda denize girdik. Tekne gezisi bittiğinde eşimle Bozburun’u çok sevdiğimizi ve orada 1 gece kalmak istediğimizi arkadaşlarımıza söyleyince, onların da 20 yıldır tanıdığı bir pansiyona yerleştik. Bozburun’u mutlaka anlatmak gerek ama onu başka bir yazıda paylaşacağım.

Neyse lafı fazla uzatmayayım, o geceyi Bozburun’da geçirdikten sonra, Marmaris’e dönelim dedik ve yola çıktık. Sabah çok az kahvaltı ettiğimiz için nerede yemek yesek derken, Selimiye çıktı karşımıza. Hadi köyün içine girelim dedik ve denizin kenarında küçük bir balık lokantası gördük. Sonradan Salim bey’in  işlettiğini öğrendiğimiz denize sıfır balık lokantası. Hadi balık yiyelim dedik, şansımıza Çipura varmış, hemde deniz çipurası, taze dedi Salim. Hemen siparişi verdik, yanına kalamar ve salata. O gün bugündür o Çipura’nın tadı hala damağımdadır, öyle bir balık yemedim bir daha. Yemeğimiz bittiğinde çoktan orada kalma kararı almıştık eşimle, hiç olmazsa bu gece kalalım dedik. Salim’e sorduk, kalacak yer varmı? diye. Salim bize köyün içinde Balıkçı Kardeşler diye bir otelin olduğunu söyledi, bir bakalım diye gittik otele. Gittik ama bir üst katta birkaç oda var, fakat yatmak imkansız. Hava zaten çok sıcak ve o zaman klima falan da yok. Dedik burada kalamayız. Neyse Salim’e geri döndük ve bir çay içtik. Ama hala kalmak için çözüm üretmeye çalışıyoruz, tam o sırada Behice teyze dedikleri biri geldi, 60-65 yaşlarında, oldukça güleryüzlü. Salim bizimle tanıştırdı. Bizim orayı çok sevdiğimizi ve o gece orada kalmak istediğimizi söyledi. Behice teyze aramayın evladım, bakın karşıdaki ev “2 katlı kocaman bir evi işaret ederek” benim, gelin sizi misafir edeyim dedi. Biz de olurmu falan derken Behice teyzede kalacağımız kararı verildi. O gece onun evinde misafir olduk, meyvalar çıkardı, hatta bize rakı bile ikram etti. Ama bir yandan da çocuklarım duysa böyle bir şey yaptığımı bana çok kızarlar diyordu. Sonunda Behice teyzenin misafirperverliği karşısında o gece orada kaldık. Sabah kalktığımızda kahvaltı bile hazırdı. Kahvaltıdan sonra teşekkür edip evinden ayrıldık. Köye gidip birer kahve içip Marmaris’e geri döndük.
Böylece Selimiye köyünü keşfetmiştik ve ondan sonraki yıllarda da hala her yıl oraya tatile gideceğimizi bilmiyorduk. Yıl daha önce de söylediğim gibi 1997, Selimiye o zaman çok daha şirin, çok daha sakin ve güzeldi. Kalacak bir tane otel vardı. Şimdi ise otel ve pansiyon dolu, akşamları kalabalıktan adım atacak yer kalmadı. Buna rağmen hala çok güzel ve biz hala her yaz tatili için oraya gidiyoruz. Lokantalar, cafeler, butikler, hediyelik eşya dükkanları arttı. Bazen bencillik yapıp keşke kimse keşfetmeseydi diyorum.

Her yaz tatile gittiğimizde mutlaka Behice teyzeye uğrar, bir kahvesini içeriz. O da uğramamıza çok sevinir, bize çok hayırlı insanlar olduğumuzu söyler. Onu çok seviyoruz ve hala dünyada böyle insanlar olduğunu bize gösterdiği için teşekkür ediyoruz.
Artık tatillerimizi sevgili Esra ve Günay’ın birlikte işlettkleri Mavideniz Selimiye, Aslan apart’ta geçiriyoruz. Her yıl gittiğimizde heryerden tatile gelen orada tanıştığımız ve her yaz karşılaştığımız insanlarla beraber oluyoruz. Herkes birbibirini tanıyor. Akşamları yemekler yeniyor, sabahları kahveler içiliyor. Hoş sohbetler yapılıyor, köye indiğimizde birçok kişi selam veriyor.

Kısacası Selimiye anlatılamıyor, YAŞANIYOR…





Bizim kaldığımız yer de burası.