11 Nisan 2014

Korsan Gemi Pastası


7 Nisan 2014

Pembe Pandispanya


18 Mart 2014

Çanakkale'de, Canı Pahasına Geçit Vermeyen Şehitlerimizi Saygı ve Sevgi İle Anıyoruz...

 “Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.” 3 Mayıs 1915 Arıburnu.  
Mustafa Kemal Atatürk


 Çanakkale savaşından göz yaşartan bir mektup
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla Sohbet ediyor, ' Nerelisin?' gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına çağırdı ve merakla sordu:
" Adın ne senin evladım?" dedi.
" Ali, komutanım" dedi.
" Nerelisin?"
" Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..."
" Peki evladım,bu kafanın hali ne?
Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?"
" Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını
da bilmiyorum."
" Peki dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali."
O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi.
" Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?"
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
" Sen söyle biz yazalım" dediler.Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
" Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
" Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları beşer,beşer,
Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onlarında sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,bile,bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna
aile adına babası yanıt veriyordu.
" Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme."
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra "şimdi * sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı şöyle diyordu anası:
" Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler.

Bizde üç işe kına yakarlar;

1 - GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DIYE
3 - ASKERE GİDEN YIĞITLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE...

Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun
" Ali'nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu... "

(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)

  Bu sadece bir tanesi. Uzun yıllar önce Çanakkale şehitliklerinde gezerken, rehberin anlattığı birçok anı daha var. Hepsi de insanın tüylerini ürpertiyor. O yüzden biz şimdi onca yıl bu topraklarda yaşamayı, küçücük yaşta dahi bu vatan için canını veren şehitlerimize borçluyuz.

11 Mart 2014

BERKİN, SEN RAHAT UYU, BİZ SANA BUNU YAPANLARI ASLA UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ...

Berkin, sen rahat uyu, biz sana bunu yapanları unutmayacağız, unutturmayacağız, en önemlisi, onlara huzur vermeyeceğiz. Sen rahat uyu, bütün Türkiye senin için ayakta...

Ne yaparsak yapalım, seni geri getiremeyiz ama senin gibi evlatlarımız var, ve bu ülke için, onlar İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da, Eskişehir'de, heryerde.

Türkiye'de
Başımız sağolsun...

14 Şubat 2014

Baharatlı Tuzlu Kurabiye


Bu şahane kurabiye, sevgili Hayatcafe'ye ait. Çaylarınızın yanına muhakkak tavsiye ederim. Yumuşacık ağızda dağılıyor ve çok lezzetli. Teşekkürler Hayatcafe.

10 Şubat 2014

Damla Sakızlı Bademli Kurabiye

Tadı şahane olan bu tarifi, sevgili  Cafeportakal'da görmüştüm. O kadar lezzetli oldu ki, ancak yemeniz gerek anlamak için. Ben ufak bir değişiklik yapıp içine kavrulmuş badem koydum. Cafe Portakal'a bu tarifinden dolayı çok teşekkür ederim.

6 Şubat 2014

Bisküvi Pastası



3 Şubat 2014

Nişastalı Kurabiye

Bu tarifi ilk gördüğümde güzel olacağını düşünmüştüm ama bu kadarını tahmin etmedim. Gerçekten şahane bir lezzeti var ve ağızda dağılıyor. Pamuk gibi bir kurabiye. Bu tarif için Hayatcafe'ye çok çok teşekkür ederim. İyi ki bu tarifi yayınlamış.

2 Şubat 2014

Damlaların Dansı

Benim kuzum çok büyüdü, 4,5 yaşında oldu ve artık anaokuluna gidiyor. Anaokuluna  gitmeye başladığından beri, gördüğüm değişiklikler kelimelerle anlatılacak gibi değil. Öğrendikleri, düşündükleri, davranışları ve konuşmaları beni o kadar şaşırtıyor ki, adeta söyleyecek söz bulamıyorum. Okulda öğrendikleri hakkında konuşmayı çok fazla seven bir çocuk değil aslında. Zira zaman zaman öğrendiklerini anlatabiliyor.  Ancak o zaman öğreniyorum, aslında neler neler öğrendiğini.

Geçen hafta,  Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde oynanan, “Damlaların Dansı” adlı tiyatro temsiline götürdüm onu. Tiyatro izlemeye alışık. Hem okulda izliyor, hem de biz sık sık götürüyoruz onu tiyatroya. Temsilin başlamasına 15 dakika önce salondaydık. Bekleme salonunda beklerken bana,  Sebastian Bach’ın orada olup olmadığını ve orada opera izleyip izleyemeyeceğini sordu.  Çünkü okulda öğreniyor, bestecileri, operayı. Hatta gün içinde yaptıklarını getiriyor eve. Her seferinde bir bestecinin resmini boyamış. Sebastian Bach, Vivaldi, boyadığı resimleri arasında. İşte orada öğreniyor, kim kimdir?
Temsil yaklaşık 40 dakika sürdü ve benim kuzu hiç kıpırdamadan izledi. Alkışlanacak sahnelerde  alkışladı. Temsil boyunca hiç konuşmadı ve ancak bittikten sonra, temsil ile ilgili yorum yaptı.  Yorumu temsilde yaşananlar ile ilgili idi. Kocaman bir insan gibi temsilin özetini çıkardı bana. 
Tabi, onunla ilgili buna benzer çok gelişmeler oluyor hep ve bizim çok hoşumuza gidiyor. Daha şimdiden tiyatro izliyor, klasik konser dinliyor, opera nedir, onu biliyor. Daha bunun gibi çok örnek verebilirim. Gittiği okul Bilfen. Bilfen’de okumanın ayrıcalıklarını, olanaklarını, fırsatlarını, eğitimini, kurallarını anlatmak zor, yaşamak ve içinde olmak gerek. Benim kuzu daha 4,5 yaşında olmasına rağmen  harfleri biliyor, sayıları biliyor, daha da önemlisi, İngilizce konuşuyor. Bütün bunlar bizim için, en önemlisi, onun için paha biçilmez değerler.  Bu duruma çok seviniyorum tabi.
                               
                                                                                                     Doğu'da bir okul
Ancak,  Türkiye’nin en önemli şehirlerinden , İstanbul’un göbeğinde devlet okullarında verilen eğitimi  düşündüğümde çok üzülüyorum.  Kısa bir zaman önce bir vesile ile Esenyurt’ta bir İlköğretim okuluna gitmiştim. Okulda müdür’ün 3000 öğrenciye eğitim vermeye çalıştığını ve anlattıklarını dinleyince ne söyleyeceğimi bilemedim.  Bütün olanaksızlıklara rağmen, yinede müdür, öğrenci ve öğrenci velileri ile tek tek ilgilenmeye çalışıyor. Bütün bu olanaksızlıklar içinde, en iyiye ulaşabilmek için gerçekten çok idealist biri olmak gerek. Yoksa işi çok zor.   Destek yok, para yok.
Teneffüs zili çaldığında, okulda yürümek imkansız. Öğrencilerin  çoğu tekme tokat, etrafta sürekli öğrencileri uyaran öğretmenler, öğretmenleri tehdit eden öğrenciler, giremeyeceğiniz kadar pis lavabolar, daha ne söyleyeyim. Düşünün 3000 öğrenci, kim olursanız olun, bu kadar öğrenci ye,  gereken eğitim ve hizmeti vermek, okulun temiz kalmasını sağlamak, yapması imkansız.
Çocuklarını sadece dünyaya getiren anne ve babalar söz konusu.  Sonrası hiç önemli değil, bırak git kafası. Bu çocuk okulda ne yapar, hangi sınıfta, kaça gidiyor, haberleri yok. Öğretmen okuldan çıkarken başına ne gelecek bilmiyor. Anlatacak o kadar çok şey var ki! Benim gördüğüm bir, okul.  Üstelik İstanbul’un göbeği, bu ülkenin bir de doğusu ve orada yaşamanın zorlukları var, varın siz gerisini düşünün.
Uzun lafın kısası, bu çocukları doğurup neden sokağa atar gibi bırakıyorlar?, bu anne ve  babalar nasıl insanlar? Devlet ne zaman bu olanakları değiştirecek, düzeltecek?, bu çocukların Engindeniz gibi okuma hakları yok mu? Bu çocukların suçu ne? Onların bir birey gibi, daha da önemlisi insan gibi yaşamaya hakları yok mu?
Nerede çocuk hakları? Nerede insan hakları? Nerede olması gereken ama olmayan eğitim? Nerede devlet? Nerede sistem?
Bu ülkede paran yoksa, ne okuyabilir, ne de yaşayabilirsin…
Bu noktaya nereden geldin diyebilirsiniz belki ama aradaki uçurumu anlatmak istediğim için yazdım bu kadar. Şimdi;
Bizler neden anne baba olarak üzerimize düşenleri yapmıyoruz? Evlatlarımızın sorumluluklarını onlara neden öğretmiyoruz?  Bir anne, baba için evlattan daha kıymetli ne olabilir? Haklarına sahip çıkan, sorumluluk sahibi, iyi insan olmanın inceliklerini öğretmek bu kadar mı zor?

BİZ NEREDEYİZ? YAPABİLECEĞİMİZ HİÇ Mİ BİR ŞEY YOK?
Yorum sizin…


30 Ocak 2014

Çikolatalı Kremalı Puding









Bu tarifi, uzun zaman önce Cafe Cgtanes'de görmüş ve denemeye karar vermiştim. Ancak fırsat buldum ve denedim. gerçekten çok hafif ve çok lezzetli oldu. Kendisine bu güzel tarifi için teşekkür ederim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...